Hayat yolumun vardığı en güzel güzergah olan Kudüs’e ithafen…
Ben Kudüs’e gidiyorum…

Sahra
-Hayat yolumun vardığı en güzel güzergah olan Kudüs’e ithafen…
Ben Kudüs’e gidiyorum…
Yaşamımın kendimi hatırlayabildiğim noktalarından itibaren Filistin daima içimde bir kor ateş olarak varlığını sürdürmekteydi. İlkokul yıllarımın Gazze’nin ağır bombardıman altında oluşuna, Türkiye’den kalkan Mavi Marmara’nın umutlu, tedirgin saatlerine eşlik ettiğini çok net hatırlıyorum.
Lise yıllarımda direnişin içine doğuşum, kendisi oluşum, duvarlara yazılar asıp bulduğum her boşlukta okumalar yapmak ile geçti. Yani anlayacağınız benim için Kudüs’e sefer eyleyişim yılların süreciydi. O zaman buyrun seyreyelim…
2020…
Bir insanın en büyük hayallerinden biri pasaport çıkartmak olabilir mi? Olurmuş, yaşadım ve bildim. Bizi sonuca götüren şeylerin ufak adımlar olduğunu şimdi bakınca daha iyi fark ediyorum. Benimki bir küçük pasaport meselesiydi. İlk adımı atınca yollar açılacak diye düşünmenin tesiri altındaydım. Akşamları daha önce Kudüs'e çok defa gitmiş Ayşe ablamın Kudüs anılarına misafir oluyor, naneli çay eşliğinde sınırlardan geçiyordum gözleri kapalı, gerçekte geçeceğim günleri hayal ederek... Pasaportum çıkınca ikinci büyük adımı atıp Kudüs Kumbarasına başvuru yaptım, tam 4 yıl boyunca başvuru yapacağımdan bi haber bir şekilde binbir heves ile...
2021 Ramazan...
Ben Kudüs'e gidiyorum!
Evin salonunda otururken “ben gidiyorum, gideceğim” sözleriyle babamı ikna etmeye çalıştığımı hatırlıyorum hatta tam ikna etmişken Gazze'ye ağır bombardıman ve Aksa’ya baskınlar başladı ve bir ısrarım daha avuçlarımda soldu. Gidişime ikna ettiğim gün gidemeyeceğime emin bir öfkeyle, düzenlenen konvoya akabinde konuşmaya katılmak ile son bulmuştu. Ben gidemiyorum diye ağlanıp sızlanadurayım meğer hayat yumruklarımı güçlendiriyormuş nereden bilebilirdim ki.
2022…
Üniversite son sınıftayım artık, düşüncelerim ve mesleğimi iyice şekillenmiş “nasıl varırım da orada çalışırım” diye düşündüğüm günlerdeyim. Sessiz sessiz şiirler yazıyor, uzaktan seviyorum Filistin'i. Kudüs'e gidip gelmiş bir misafirin hanemi şenlendirdiği günlerdeyim. Bir avuç toprak gelmiş evime Kudüs'ten ve bir zeytin dalı. 22 yıllık ömrüm bu kadar güzel bir hediyeyi hiç görmemişti, bu ilkti. Yangın hasrete dönüşüyor, ben o ateşte eriyip yok oluyordum...
7 Ekim 2023
Saatlerce ağladığımı, çocukluğuma döndüğümü, acının beşiği olduğumu, eve sığamadığımı bilirim. Aldığım nefes batıyordu ciğerlerime. Bu ne ilkti ne de son olacaktı. Uzunca sürecek bir katliamın ilk adımıydı bu biliyordum, görmüştüm çünkü. Muhammed'i de babasının kucağında böyle vurmuşlardı… Bulduğum, yapılan her isyana, programa katıldım. Nabız hiç durmuyor, tansiyon bir an olsun düşmüyordu. Canımı zorluyordur ruhum, ha uçtu ha uçacaktı...
17 Aralık 2023
Yeryüzü doktorlarının düzenlediği Filistin sempozyumunda konuşmacıydım bugün. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Koca bir salona Filistin'i anlatmak hayallerimden de öteydi. “Kalkın gidelim” deseler en önde gidecek olan bir kalp vardı içimde. Hazırlanıyordu neye bilmiyordum, meğer ömrünün en güzel yolculuğuna imiş...
6 Mayıs 2024
Yoldayım… Yol Kudüs'e varıyor… Ellerimde kına var… Nasıl oldu ne ara oldu inanmakta zorluk çektiğim anlardayım... Bir telefon geldi ikindi saatlerinde Kudüs kumbarasından. “Kudüs kumbarasından arıyorum” dediği an telefondaki ses zaman durdu benim için. Çünkü iyi biliyordum, kumbara arıyorsa yol açılmış davet gelmiş demektir. Tek bir an bile tereddüt etmedim evet derken. Ne kadar ağladım ne kadar şükrettim hatırlamıyorum bile. Gözümü açtığımda secdedeydi başım Kudüs'e giriş yapan Filistinliler gibi...
Önce Ürdün Yolları, kavuşmanın heyecanı. Sonra sınırda bekleyişler, güvenlik noktalarından stratejik geçişlerimiz. Ve Nebi Musa makamı, öksüz Eriha… Hz Musa'yı ziyaret ettik önce, müsaade aldık sefer için. Bir naneli çay ikram edildi taştan mesken avlusunda, 2020 yılında dört duvar arasında içtiğim naneli çayı anımsattı ansızın. İşte buradaydım, canım Eriha’da. Kudüs'e bir taş atımlık mesafede.
Bekle beni dedi kalbim, çok az kaldı…
Kudüs'e doğru yola çıkarken hurma bahçelerini gördük, hani şu her seferinde talan edilen yakılan hurma bahçeleri. Acılarını ve direnişlerini selamladık. Ve son sınır bölgesi…
Gidenler bilir Eriha’dan yola düşüp son sınırı geçince bir tünele girilir, o tünelin tam çıkışında uzaktan tüm heybetiyle görülür Kubbetü’s Sahra. İşte Tam o an… İlk bakış… “Dönüş yok bundan sonra bana” dediğim an... Dizlerimin bağı çözüldü, gözlerime yaşlardan bir perde indi, hasretin son ateş dirhemi yok etti beni…
İşte Can, işte canan, işte memleket... Bundan gayrı bana her yer gurbet…
Yola çıkmadan birkaç gün önce yıllar sonra Aksa avlusundan Bir Türk'ün şehadet haberi ulaşmıştı. Ondan sonra giden ilk ekip olduğumuz için kolay olmayacağını zaten biliyorduk. Tüm ekip kapılardan geri dönülmeyi göze alarak çıkmıştık yola. Ve işte şimdi Eskişehir'in sokaklarında adımlıyoruz, kapıları tanıyoruz. Açık 9 kapı, 9 şans, 9 deneme…
Grupça denediğimiz iki kapıdan geri çevrildik. Sonra dağıldık. Bir kısmımız otele döndü diğer kısım tekrar denemek için kapılara yöneldi. Ben otele dönenlerden oldum. Bir saatin sonunda gruba bir mesaj düştü “ben girdim” otelden nasıl çıktığımı, çantam sırtımda hiç bilmediğim Kudüs sokaklarında tek başıma nasıl Aksaya doğru koştuğumu hiç unutmuyorum. Kuş olsam, kanatlarım olsa yansa ama çabucak varsam dediğimi…
Yatsı vaktine girdiğimiz için kapıların çoğu kapanmış üç kapı kalmıştı. Ilk ikisinden geri çevirdi askerler beni, dizlerim titriyor ağlamamak için yumruklarım sıkıyordum. Üçüncü kapının biraz ilerisinde ekipten iki arkadaşımı ağlarken gördüm “gitme çok sinirliler kovdular bizi almazlar artık içeri” dediler. Tuttuğum gözyaşları sicim gibi akmaya başladı. Yere oturup ağlamaya başladım hüngür hüngür. Filistinli bir teyze gelip “Aksa” diyerek kapıyı işaret etti “almıyorlar bizi” deyip daha çok ağladım.
Sabır dedi… Sabır… Anlamıştı, en iyi o bilirdi hatta içeri alınmamayı... Sabır dedi ve yanıma yaklaştı. Kaldırdı beni yerden koluma girdi ve güvenlik alanına doğru yürüttü. Kalbim titriyordu. “Ya Settar” dedim tüm hal dilim ile. Beni ört, gizle Rabbim... Ve kulunu ziyan etmedi, örttü gizledi Rabbim…
Görünmez olup girdim içeri, 8 İsrail askerinin gözü bile değmeden içerisi süzüldüm. İşte şimdi Aksa avlusundayım… Her baskın döneminde uzaktan izlediğim, taşı olmak istediğim avluda. Vakit yatsı. Mayıs serinliği ve rüzgarı karşılıyor bizi. Beni içeri sokan Filistinli teyzenin yanına iki Filistinli hanım daha gelmiş onlarda ağlıyor. İlerliyoruz, kalbim çıkacak yerinden adeta ve Kubbetü’s Sahra'nın avlasundayım… Benim sarı takkelim, gözümün nuru, kalbimin süsü… O an fark ediyorum hıçkıra hıçkıra ağladığımı. Türkiye'den geldiğimizi duyunca ellerime kapanıp öpmeye çalışıyorlar tekbirler, şükür nidaları getiriyorlar. Sevilmenin hanesinde, gökyüzünün yeryüzüne en yakın olduğu yerde yüreğimize bir gece İnşirah ferahlığı iniyor miracımız oluyor o gece Kudüs bizim. Yol bitmez, hele ki Yol Kudüs'e çıkıyorsa buradan sonraki gidişlerimizin hepsi dönüştür. daha ilk saatten anlıyoruz hepimiz, dönüşü düşünüp hüzünlenmek yerine orada geçireceğimiz hayatımızın en güzel dört gününe odaklanmayı tercih ediyoruz.
Peki Aksa’da nabız bu kadar yüksekken bizleri neler bekliyor…
Hepimizi geçmişte bir anının kucağına bırakıyor ve “Bir Yatsı Vakti Kudüs" adlı yazı dizisi ile devam etmeyi umuyoruz.
O zaman ne diyelim Bir Yatsı Vakti Kudüs Yazısı ile görüşmek dileğiyle hoşçakalın Aksa ile kalın, Sahra özlemi ile yanan şu biçare yüreğime de dua buyurunuz…