10 Şubat 2025 - Pazartesi

Bingöl'ün Tarihi Coğrafyası

Bingöl'ün bilinmeyen coğrafyasında tarihe tanıklık etmek ve tarihi mirası geleceğe taşımak

Yazar - Doç. Dr. Nebi BUTASIM
Okuma Süresi: 6 dk.
502 okunma
Doç. Dr. Nebi BUTASIM

Doç. Dr. Nebi BUTASIM

butasimnebi@gmail.com -
Google News

Bingöl ilinin doğal ve tarihi alanları üzerine yaptığım kısa süreli seyahatlar devam etmektedir. 

Her bir köşesi ayrı bir tarih barındıran ve sahipsizilik olgusunu sonuna kadar hissettiğiniz kentimizin görmeye değer yerlerinden biri de Sarım Çayı'nın oluşturduğu derin vadilerden meydana gelen ve muhteşem doğasıyla insanı büyüleyen Sağgöze Köyü'dür. Köye ulaşmak için iki yolu tercih edebilirsiniz. Biz her iki yolu da denedik. Her biri ayrı birer deneyim sunan bu yolllardan birincisi, Lice üzerinden ikincisi ise Genç, Çotla, Abdos güzergahından devam etemektedir. Her iki güzergah da bir yerden sonra oldukça engelebeli ve oldukça zorlu stabilize bir yoldur. Aracınıza güvenmiyorsanız bir profesyonelden yardım alıp gidiniz. 

Sağgözeyi oluşturan derin vadilerde bir zamanlar kadim milletlerin oturduğu ve bu milletlere ait kalıntıların hala Hançuk denilen alanda bulunduğu köylüler tarafından ileri sürülmektedir. Şimdi gittiğinizde sadece üç beş taş parçası bulabileceğiniz bu yerler her ne kadar yaz aylarında oldukça güzel olsa da kış aylarında durulması imkansız vadiler içinde bulunan ve metrelerce karın yağdığı yerlerdir. 

Sarım Çayı berrak berrak akarken, şansınız varsa dağlardan inen dağ keçilerini de görürsünüz. köyün hemen dibinde sarım Çayı'nın kenarında kaynak bir su fışkırmaktadır. Bu su farklı mineraller içerdiğinden, hafif kahverengimsi bir renk barındıran kayaçlarla ile alt kısmı dolmuştur. Bu suyun göz hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Buraya uğrayan herkes mutlaka bu suya başını daldırıp gözlerini su içinde açarak göz hastalıklarına şifa aramaktadır. Köyün en dikkat çekici yerlerinden biri Merkit Yaylası diğeri ise Hançuk veya Çapakçur Kalesi olarak adlandırılan yerlerdir. 

Size tanıtacağımız yer, Merkit Yaylası'dır. Merkit yaylası olağanüstü bir alandır. Büyük kaya taşlarının oluşturduğu yayalada, kayaların üzerinde bilinmez bazı simgeler mevcuttur. Henüz bilimsel olarak çalışılmayan bu kaya hiyeroglifleri daha çok Fenike Alfabesinden bazı şekiller veya harflere benzemektedir. Merkit yaylasına vardığınız zaman eğer şansınız varsa bu kayaları görürseniz zaman sizin için durmuş demektir artık. Oldukça yüksek olan bu alanda bulunan kayalar ve kaya üzerindeki yazıtlar kimbilir belki bu yazının yazıldığı zamanda artık iyice tahrip olmuştur. Kimsenin anlamadığı bu dilin veya şekillerin kim tarafından ve ne zaman yapıldığı henüz bilmemekle birlikte Mezopotamyadan gelen gezginlerin bunu buraya kazdıkları ve kendilerinden bir eser bıraktıkları düşünülmektedir. Lice'den çıktıktan sonra, meşhur Çapakçur beylerinin bir zamanlar yerleşim yeri olarak kullandığı ve sonraki dönemlerde sıklıkla adından söz ettiren Peçar Nahyesinden geçip dağlara doğru yol alıyorsunuz. bu dağların zirvesine doğru ulaştığınızda yolun sağ tarafında Lice-Diyarbakır ovalarına doğru bakan kuzey yamaçlı bir yaylada bulunur Merkit, ismini nereden aldığı bilinmez. ismini üzerinde çokca söylence olmasına rağmen bu söylencelerin neredeyse tamamının sonradan yakıştırma olduğu bellidir. En kabul göreni ise "Mirlerin yaylası" olarak ileri sürülen anlamıdır. Çevresinde bulunan soğuk suları, vadiler boyunca kadim meşe ağaçlarından oluşan ormanları, bölgeyi bahar ve yaz aylarında adeta yalancı bir cennete çevirmektedir. 

Araç ile durduktan sonra Güneydoğu yönünde yaylada bir vadi şeklinde uzanana kayalık alanlara girdiğinizde dikkat ederseniz bir çok kayanın üzerinde farklı simgeler hiyeroglifler görebilirsiniz. Fenike alfebesi harflerine benzeyen bu şekillerin bilim dünyasında henüz bir karşılığı yoktur. ne zaman ve kim tarafından yapıldığı da bilinmemektedir. Köylüler bu şekilleri küçüklüklerinden beri hatırladıklarını ve her zaman burada olduklarını söylemektedir. Bu yüksek platoda bu yazıların en işi vardı? Hemen güneydoğuda bulunan Lice Diyarbakır boyunca uzanan ova aslında bir bakıma buranın bir zamanlar yaylak olarak kullanıldığını anlatmaktadır. Peçar ve çevresinde bulunan insanların burayı kullandıkları kesindir. Belki de daha kuzeybatıda bulunan Bırkleyn mağalaraları ile bir ilişkisi varmıydı. Ya da daha kuzeyinde bulunan Çapakçur, Hançuk kaleleri ile olan ilişkisi neydi. Bu coğrafya henüz yeterince araştırılmamış bir alan, her bir gezi, her bir araştırma gezisi buranın mahiyetini daha iyi ortaya koyacaktır. 

Yayldan kuzeybatı yönünden stabilize yol ile giderseniz köyün merkezine ulaşırsınız. Köy derin bir vadi içinde olduğu için havası daha yumuşaktır. Her ne kadar kış ayları karlı geçse de buradaki mikro iklim nar ağacının bile yetişmesine olanak sağlamaktadır. Dicle nehrinin hatırı sayılır kollarından birini oluşturan ve kaynağını Geyikdere/tavz bölgesinin yüksek kesimli dağlarından alan Sarım Çayı'nın suyu oldukça berraktır ve kadim ceviz ağaçlarına hayat bahşetmektedir. Kış aylarında insan izine rastlanmasa da bahar ayları ile birlikte köy halkı köyü şenlendirmektedir. 

Gidip görülmesi gereken yerlerden biri olan bu köy ve çevresi oldukça farklı bir hava ile sarmalar insanı eğer mümkün olsa şöyle yaylalarında ya da Sarım Çayı kenarında bir iki gün çadır kampı yapmak tüm hücrelerin yenilenmesi için yeterli olacaktır. Hele o soğuk suları ki insana yeniden can katacak düzeydedir. 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.